Cıvıl cıvıl sokakların arasından dalga seslerini dinleyerek geçmek ruhumu rahatlatıyor. Denize nazır sıralanmış apartmanlar boyunca Kordonboyu’nda yürürken Ege’yi izlemenin, Gündoğdu Meydanı’ndan içeri kıvrılıp Alsancak’ın tarihi sokaklarında gezinmenin keyfi hiçbir şeyde yok.

 

 

İzmir’in doğal yemekleri ve güler yüzlü insanıyla ünlü köylerini, birbirinden temiz ve canlı plajlarını, Efes ve Meryem Ana gibi eşsiz tarihi mekanlarını gezmeyi çok sevsem de şehir merkezinden vazgeçemem. Her gittiğimde biraz daha değişen İzmir’de en son açılan yeni nesil kafeleri, deniz ürünleriyle hiçbir yerde rastlanmayan yeşilliklerin harmanlandığı balık restoranlarını, lezzetli kokteylleriyle meşhur barları keşfetmek için sabırsızlanıyorum. Tabii olmazsa olmazım; leziz kumruları, boyozları ve sokak satıcılarından alınan enfes midyeleri… İzmir’e yapacağım bir sonraki hafta sonu kaçamağında yine kendine has yemekleri, insanları ve yaşam tarzıyla ünlü bu tatlı şehri çok özlemiş olacağımdan eminim.

 

Onlarca seçenek arasından birkaç günlük tatilde nokta atışı yapmak çok önemli. Yerel ipuçları ve özel mekanlar için İzmir’de yapmanız gerekenleri ve keşfedebileceklerinizi sizin için derledim.

 

İzmir’de görülecekler ve yapılacaklar

 

 

Denize nazır Kordonboyu’ndan yüz yıllık asansöre…

 

Kaçırmayın:

 

Saat Kulesi

Saat Kulesi, İzmir’i gezmeye başlamak için en uygun noktalardan birisi. Konak Meydanı’nda bulunan ve 1901’den bu yana ayakta olan kulenin dört bir yanı deniz; Konak İskelesi, İzmir Valiliği, Kemeraltı Çarşısı’nın bir kapısı ve belediye binası da etrafında yükseliyor. Kulenin Kuzey Afrika esintili mimarisinin yanı sıra Konak Pier Alışveriş Merkezi’ne ya da Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’ne sadece birkaç dakikalık yürüme mesafesinde oluşu da burayı özellikle sevmemin bir başka nedeni.

Kordonboyu

Bir tarafı deniz ve vapur iskeleleri, diğer yanı kafeler, barlar, tarihi Rum evleri, kilise ve sinagoglar… Cumhuriyet Meydanı’ndan İzmir Limanı’na dek uzanan geniş çimleri, koşu ve bisiklet yolları, yeni açılan tramvayıyla İzmir’de vakit geçirmeyi en sevdiğim yerlerin başında Kordonboyu gelir. Siz de uzun yürüyüşlerle rahatlayıp çimlere yayılarak piknik yapmayı ihmal etmeyin.

Kemeraltı ve Kızlarağası Hanı

İzmirlilerin yiyecek, giyecek, hobi ve okul alışverişini yaptığı Kemeraltı Çarşısı; tarihi sokakların, hanların, 400 yıllık camilerin arasına yayılmış durumda. Buraya her geldiğimde, tüm kalabalığı ve karışıklığına rağmen, uzun zamandır ihtiyaç duyup da bir türlü bulamadığım ne varsa listemden siliniyor. Ama özellikle lezzetli sokak yemekleri beni mest ediyor. Olmazsa olmazım ise 1700’lerden kalma Kızlarağası Hanı’nın antika dükkanlarını ve sahaflarını gezip kumda pişen Türk kahvesinden içmek.

 

Göz atın:

 

Tarihi Asansör

İzmir’de hem körfezi hem de gün batımını seyretmeye bayıldığım yerlerden biri de Tarihi Asansör. Şehrin en eski yerleşim yerlerinden, yokuşlarıyla ünlü Karataş’ta bulunan 1907 yapımı Tarihi Asansör’e ulaşmak için, müzisyen Dario Moreno’nın yaşadığı sevimli sokağa gitmek en mantıklısı.

Agora

Şehrin Helenistik dönemdeki yerleşimi olan Smyrna kentinin taşındığı, MÖ 4. yüzyılda kurulan ve İzmir’in tarihi dokusunu hissedebileceğiniz Agora’ya Kemeraltı’ndan yürüyerek birkaç dakikada gidilebiliyor. Roma Dönemi’nde yenilenen, alışveriş merkezi veya politik toplanma ve konuşma alanı olarak kullanılan devlet agorasının kalıntılarını yarım saatte gezebilirsiniz.

Karşıyaka Çarşısı

İzmir’e gelmişken Karşıyaka’ya gitmeden olmaz. Alsancak İskelesi’nden vapurla Karşıyaka’ya geçtiğinizde çarşı, yalnızca birkaç dakikalık yürüme mesafesinde kalıyor. İster giyim alışverişi yapın, ister kafe ve restoranlarda vakit geçirin. Trafiğe kapalı olan çarşıda rahatça dolanıp yerel yemekleri keşfetmek benim de her zaman için İzmir’de yapmayı en sevdiğim aktivitelerdendir.

 

Kargaşadan uzaklaşın:

 

Sevgi Yolu

İki tarafında palmiyelerin sıralandığı Sevgi Yolu; kitap, çizgi roman, çanta ve takı satan tezgahlarıyla ünlü. Alsancak’ta yürürken kendimi her seferinde Sevgi Yolu’nda buluyorum ve burada saatin nasıl geçtiğini bir türlü anlamıyorum. Neyse ki etrafta İzmir lezzetlerini tadarak yorgunluk atabileceğim pek çok kafe ve büfe var.

İnciraltı

İzmir Balçova’da bulunan sahil beldesi İnciraltı, özellikle kafa dinlemek istediğiniz bir hafta sonu için birebir. Çiçek seralarını, narenciye ve zeytin bahçelerini geçerek sahile inmek, balık lokantalarında ya da bahçeli kafelerden birinde keyif yapmak en büyük zevkim. İzmir’in en lezzetli midye dolmalarını da buradaki sokak satıcılarında bulabilirsiniz.

 

İzmir’de yeme içme

 

 

Günlük deniz ürünlerinden Alsancak’a hakim barlara…

 

Kaçırmayın:

 

Deniz Restoran

Bir İzmir klasiği… Günlük balığın, Ege otlarının ve mezenin bin bir çeşidinin bulunduğu restoran, özellikle yaz akşamlarında olmazsa olmazım. İyot kokusunu içinize çekerek Alsancak’ta denize nazır rakı balık keyfi yapmak için birebir olan Deniz Restoran’ın güveçlerini mutlaka deneyin.

Topçu Restoran

Böyle lezzetli çöp şişi başka yerde yemedim. Hele hele yanında servis edilen köz soğanın kokusu hala burnumda tütüyor. İzmir Pasaport’ta, 1957’den beri hizmet veren, pek çok ünlünün, hatta Zeki Müren’in bile gittiği bir restorandan bahsediyorum. Kırmızı et meraklısıysanız Topçu’nun meşhur ızgaralarını denemeden İzmir’den ayrılmayın derim.

Kokoreççi Asım Usta

İzmir kokoreci başkalarına benzemez. Onun da en iyisini yemek için Kokoreççi Asım Usta’ya muhakkak uğrayın. Bornova’da, arabayla sokakta kokoreç satarak başlayan Asım Usta’nın tecrübesi 1960 yılına dayanıyor. Şimdi iki şubesiyle İzmir’in dört bir yanından gelen müşterilerine, kokoreci sevdiren bambu tabaklarla servis veriyor. Ben böyle ayarında pişmiş, böyle temiz servis edilen bir kokoreç hayatımda yememiştim.

 

Göz Atın:

 

La Cigale

Şöyle iç ısıtan bir atmosferde, Fransızca ve İtalyanca klasik şarkıların çalındığı canlı müzik eşliğinde şarabımı yudumlayayım diyorsanız La Cigale’i mutlaka deneyin. Benim için tam kıvamında pişmiş et, kaliteli şarap ve yeşilliklerle bezenmiş bir ortam anlamına gelen La Cigale; Alsancak’ta, Fransız Kültür Merkezi’nin ağaçlarla çevrili bahçesinde konumlanıyor.

Eko Pub

Plevne, Cumhuriyet ve Ali Çetinkaya bulvarlarının kesiştiği noktada konumlanan, Gündoğdu Meydanı ve deniz manzaralı Eko Pub, bira denince ilk akla gelen İzmir mekanlarından biri. Bira çeşitleri, atıştırmalıkları ve kızartmaları, samimi ve rahat ortamıyla kalbimde taht kuran Eko Pub’da dışarıya oturup yoldan geçenleri izlemek, günbatımını seyretmek her zaman favori aktivitelerimden olacak. Tabii sonrasında sokak satıcılarından sıcak boyoz yemeyi de es geçmemek gerek.

Dostlar Fırını

Boyoz demişken… İzmir’de hemen her fırında, simit arabasında rastlanan boyozu da hakkını vererek yemek isterseniz, adresiniz Alsancak Dostlar Fırını olmalı. Yaklaşık 40 senedir hizmet veren fırın, İzmir’e her geldiğimde kahvaltı ve akşamüstü çaylarımın vazgeçilmezi.

 

Kargaşadan uzaklaşın:

 

Reyhan Pastanesi

İzmirli olup Reyhan’ı bilmeyen yoktur ama henüz çok turistik değil. El yapımı çikolataları, ağızda dağılan kurabiyeleri, şantili ve kove pastaları ve daha pek çoğunu denerken özel reyhan çayını yudumlamak bana İzmir’de olduğumu hissettiriyor. Tarihi 1965’e dayanan pastanenin ferah ve samimi ortamı da cabası. Sahilden Gül Sokak’a dalıp ağaçların arasından keyifli bir yürüyüşle pastaneye varabilirsiniz.

Rimo’s Crêperie

Hem tatlı hem de tuzlu krepleri inanılmaz lezzetli. Amerika’dan Fransa’ya, Yunanistan’dan Meksika’ya kadar bir sürü ülkenin mutfak kültürünü harmanlayıp Türk damak tadına uydurmuş, Sevgi Yolu yakınlarındaki bu kafeye hayran olacaksınız. Menüyü görünce onlarca çeşit arasından nasıl seçim yapacağımı bilememiştim ama denediğim her şey enfesti.

Kırkmerdiven

Karataş’tan Halil Rıfat Paşa Caddesi’ne çıkan yokuş üzerindeki merdivenlere yerleştirilmiş tahta masaları, renkli sandalyeleri, taş binası, güler yüzlü çalışanlarıyla sıcacık bir kafe burası. İzmir’de kalabalıktan uzaklaşıp sakin ve huzurlu bir yer aradığımda karşıma çıkan Kırkmerdiven, tadı damakta kalan kahveleri ve pastane ürünleriyle kalbimde taht kurmuştu.

 

İzmir’de kalınacak yerler

 

Köklü lüks otellerden tarihi hanlara…

 

Merkezi konum ve ödüllü spa

 

 

İzmir’in en köklü otellerinden biri. Şehir merkezlerini yürüyerek ve toplu taşımayla gezmeyi sevdiğim için İzmir’deki konaklamalarımda da her zaman merkezi konuma önem verdim. Swissotel Büyük Efes İzmir 1964’ten beri şehrin kalbinde, yeşillikler içinde hizmet vermesi sebebiyle tam aradığım yerdi. Yürüyerek birkaç dakikada Alsancak’ın turistik caddelerine, Kordon Boyu’na ya da toplu ulaşım noktalarına kolayca erişebilirsiniz.

Girişinde bulunan Kolombiyalı sanatçı Botero’nun 2,5 metrelik Atlı Adam heykelinden ve otelin iç mekanına dağılmış, ödüllü sanatçıların eserlerinden etkilenmemek mümkün değil. Ferah ve lüks odalarındaki boydan boya camdan denizi izlemeye bayıldığım otelin en sevdiğim taraflarından biri de ödüllü spa merkezi. Konaklamam boyunca sabah yogamı kaçırmadığım gibi güne masajla yenilenerek başlıyorum.

 

Modern mimari ve sadelik

 

Burası, son teknolojiyle döşenmiş, mat renkler seçilerek modern ve minimalist tarzda tasarlanmış odaları ve siyah mermerden banyosuyla beni kendisine hayran bırakan bir butik otel. Yine merkezi konumuyla beni etkileyen Zeniva Otel, Cumhuriyet Meydanı’na sadece 50 metre uzaklıkta. İzmir’in turistik ve gezilecek yerlerine yürüyerek ulaşılabilse de benim gibi otelin ücretsiz bisikletlerinden birine atlayıp küçük ve sevimli bir Kuzey Avrupa ülkesinde olduğunuzu hissedebilirsiniz. Oradan oraya yürüyerek ya da bisiklet sürerek şehrin keyfini çıkardıktan sonra konforlu bir uyku sizi bekliyor, zira odalarında ses yalıtımı var. Ne dışarıdan ne diğer odalardan gelen sesler sizi rahatsız edecek.

 

Tarihle iç içe

 

L’agora Old Town Hotel, tarihi Kemeraltı Çarşısı’ndaki 300 yıllık Küçük Karaosmanoğlu Han’ın aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmesi sonrası bir otele dönüştürülmüş. Agora Antik Kenti’ne, Kordon’a, Konak’a yürüme mesafesinde olmasıyla aslında tam olarak İzmir’in kalbinde konumlanıyor. Beni en çok etkileyen, tarihi sokakların arasında yükselişi ve taş dış mimarisi oldu. Bir de altın varaklı ya da gümüş işlemeli mermer banyoların ihtişamına bayıldım. Eskitilmiş beyaz ahşap mobilyalarla döşenmiş, otantik olduğu kadar ferahlık da veren konaklama alanları bir yana, odadan çıkar çıkmaz kemerli taş balkondan avluyu izlemek bir harika. Buradaki tahta masa ve sandalyeleri, kırmızı minderleriyle Fransız kasabalarını andıran L’agora Café’yi de mutlaka deneyin derim.

 

Şehrin içindeki sakinlik abidesi

 

Girişte sizi Saat Kulesi’nin mermerden bir kopyası karşılıyor. İzmir’de olduğunuzu sonuna kadar hissediyorsunuz. Doğal tonlarla, rüstik tarzda döşenmiş odalarının yanı sıra özellikle romantik hafta sonu kaçamakları için tercih edebileceğiniz konforlu süitleriyle sizi bekliyor. En büyük artısı Alsancak ve Konak’taki gezilecek yerlere beş on dakikalık yürüyüşle ulaşabileceğiniz Çankaya’da konumlanmasına rağmen son derece sakin olması. Gündüz çılgınlar gibi gezip tozup akşamları sessizce dinlenmek, rahatlamak istiyorsanız kendi deyişiyle “şehrin ortasında, şehirden uzak” bu otel, tam size göre. Benim gibi, kaliteli bir uyku için en önemli yardımcının yastık olduğunu düşünüyorsanız, muhteşem bir haberim var: Yastık menüsü. Oğlakcıoğlu Park Boutique Hotel‘in beni etkileyen bir diğer özelliğiyse, sanki bir Ege köyünde konaklıyormuşsunuz hissi yaratan açık büfe organik kahvaltısı. Akhisar’ın leziz zeytinleri, Ödemiş ve Tire’nin sağlıklı süt ve süt ürünleri, Menemen’in çiçek balı ve çeşitli ev yapımı reçellerle donatılmış, saatlerce süren kahvaltılara hazır olun.

 

 

Kaynak : Trivago